windows nedir?Geçmişten Günümüze Windows

                         Windows

Windows, kullanıcıya grafik arabirimler ve
görsel iletilerle yaklaşarak, programları çalıştırmak, komut vermek gibi
klavyeden girdi yazma zorunluluğunu ortadan kaldıran, Microsoft firmasının
geliştirdiği bir işletim sistemidir.
Windows’ta işlemleri gerçekleştirmek için klavyeden komut girmek yerine aynı
işlemler fare kullanılarak gerçekleştirilebilir

Windows, kullanıcıya grafik arabirimler ve görsel
iletilerle yaklaşarak, programları çalıştırmak, komut vermek gibi klavyeden girdi
yazma zorunluluğunu ortadan kaldıran, Microsoft
firmasının geliştirdiği bir işletim sistemidir. Windows’ta işlemleri
gerçekleştirmek için klavyeden komut girmek yerine aynı işlemler fare
kullanılarak gerçekleştirilebilir.

Microsoft’un ilk işletim sistemi olan

Bill Gates ve Paul Allen tarafından 1975 yılında iki kişilik
bir şirket olarak kurulan Microsoft, 60 bine yakın çalışanı ve 40 milyar dolarlık nakit rezerviyle yazılım dünyasının devi
oldu.

Tümünü okumak için linke tıklayınız.

MS-DOS’tan
farklı olarak Windows’ta aynı anda çok
sayıda programla çalışmak mümkündür.

Windows’un program ve uygulamaları standarttır; herhangi bir Windows programını
öğrenmeniz, diğer programların büyük bölümünü öğrendiğiniz anlamına gelecektir.

Windows, masaüstü pazarında en yaygın kullanılan

MS-DOS (MicroSoft Disk Operating System), Microsoft
firmasının geliştirdiği bir DOS sistemidir. 1980′li yıllarda PC uyumlu
platformlar üzerinde kullanılan en yaygın işletim sistemiydi. Masaüstü
bilgisayarlardaki popülerliğini, zamanla yeni nesil Windows işletim
sistemlerine bıraktı.

Tümünü okumak için linke tıklayınız.

işletim sistemidir.
Herhangi bir Windows sürümünü kullanmak için lisansının satın alınması şarttır.
Bu alanda en ciddi rakibi şu anda

İşletim sistemi, bilgisayar donanımının doğrudan denetimi ve
yönetiminden, temel sistem işlemlerinden ve uygulama programlarını
çalıştırmaktan sorumlu olan sistem yazılımıdır.

Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Linux
ve

Linux, Linus Torvalds adında Finlandiyalı bir bilgisayar
mühendisinin 1991 yılında Helsinki Üniversitesi’nde bir öğrenci iken Intel’in
yeni işlemcisi 80386nın korumalı mod mimarisini denemek üzere geliştirmeye
başladığı bir işletim sistemi çekirdeğidir. İnternette yaptığı duyuru sonucunda
tüm dünyadan birçok programcının da desteği ile hızla gelişmiş ve halen aynı
destek ile gelişmekte olan açık kaynak kodlu, özgür bir yazılımdır.

Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Mac OS X‘tir.

Mac OS X Macintosh işletim sistemi ailesinin son sürümüdür
ve Apple tarafından Macintosh bilgisayarları için tasarlanmış bir işletim
sistemidir.

2006‘da
piyasaya çıkmıştır (bkz.

2006 yılında meydana gelen olaylar, doğumlar ve ölümler.

Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Windows
Vista
). Geçmişten günümüze Windows

Dünyanın en çok kullanılan işletim sistemi Windows’ un yazılım mimarisi ve
gelişim tarihçesi ..

Windows 1.0

Windows serisinden ilk işletim sistemi Windows 1.0 olarak
1985 yılında piyasaya çıktı. 1.0 bir task-switcher idi. Yani, birden fazla
programı açabiliyor ama aynı anda tek bir program aktif oluyordu. Diğerlerinin
çalışması askıya alınıyordu. Kullanıcı askıya alınan bir programa geçtiğinde bu
sefer o program kaldığı yerden çalışmaya başlıyordu. Bu ilk versiyon hiç
tutulmadı. Tutulmamasının nedeni o sıralarda kullanılan bilgisayarların donanım
olarak yetersiz kalmasıydı. PC’ler o zamanlar grafik düşmanı bir yapıya
sahiptiler. Ayrıca, bilgisayarlar henüz bugünkü yaygınlık düzeyine
ulaşmamışlardı ve o zamanın kullanıcıları daha teknik kökenli kişiler idi. Bu
da grafik arabirimli bir sistemden yararlanabilecek insanların azlığı anlamına
geliyordu. Son bir neden ise Microsoft’un grafik kullanıcı arabirimleri üzerine
çok deneyimli olmamasıydı.

Bu ilk sürüm, 1984 yılında piyasaya çıkan Apple Macintosh’a karşılık olarak
üretilmişti. Macintosh başından itibaren grafik temelli olarak tasarlanmıştı.
PC’ler ise metin temelli sistemler olarak işe başladılar. Bu da grafik temelli
bir yapıya uyarlanmalarını zorlaştırdı. Bu yapı bugün bile olumsuz etkilerini
hissettiriyor.

Windows 2.x

Microsoft’un ikinci girişimi de pek parlak olmadı. 1987
Yılında piyasaya sürülen Windows 2.0 grafik temelli olmasına karşın doğru
dürüst ikon bile kullanmıyordu. Daha çok grafik ortamında gerçekleştirilmiş
metin temelli bir sistemdi. Çünkü daha iyi grafikler için gereken güçlü
işlemciler halen ortada yoktu. Gerçi Intel 1985 yılında 80386’yı çıkarmıştı ama
piyasada en yaygın işlemciler 8088 ve 80286 idi. Zaman içinde Microsoft,
Windows’un 80286 işlemcilerinin gücünden yararlanmasını sağlayan Windows/286
versiyonunu çıkardı. Bütün dezavantajlarına karşın bu versiyonun kullanımı yine
de DOS’tan daha kolaydı ve kullanıcının birden fazla programı
çalıştırabilmesine olanak sağlıyordu. Ama hem 8088 versiyonu hem de 286
versiyonu halen birer task-switcher’dı. Çokgörevli (Multitasking) bir yapıda
değildi. Task switching’de birden fazla program çalıştırılabilir ama yalnızca
öndeki program iş yapar. Arka plandaki programların işleyişi askıya alınır.
Çokgörevli çalışmada ise hem ön hem arka plandaki programlar çalışmalarını
sürdürürler. 1988’de çıkartılan Windows/386 versiyonunda çokgörevlilik
sağlanıyordu. Windows/386 ile gelen (ve Windows NT ile Windows 95’e kadar
süregelen) çokgörevlilik işbirlikçi bir çokgörevlilik (cooperative
multitasking) idi. Işbirlikçi çokgörevlilikte birden fazla program aynı anda
çalışabilir. Arka plana alınan programların çalışması devam eder. Programlar
birbileri ile iyi geçinmek yani, işbirliği yapmak zorundadırlar. O anda çalışan
bir program bir süre sonra CPU zamanı, sabit disk, COM portları vb. sistem
kaynaklarını diğer programlara sunarak onların da çalışmasını sağlar. Ama kötü
yazılmış bir program bütün sistem kaynaklarına el koyabilir. Diğer programların
çalışıp çalışmamasına yalnızca o program karar verebilir. Buna karşılık Windows
95’de ve Windows NT’deki çokgörevliliği işletim sistemi yönetir. Hangi
programın hangi sistem kaynağına ne kadar süre ile sahip olacağını işletim
sistemi belirler. Programlar için işletim sistemi tarafından belirlenen süre
sonunda işletim sistemi devreye girer ve sistem kaynaklarını bir diğer programa
aktarır. Bu türden çokgörevliliğe önceden belirlenmiş çokgörevlilik denir
(preemptive multitasking).

Windows 2.0’ın üç versiyonu da piyasada tutulmadı. Üç versiyonun da
kullanıcı arabirimi yeterince basit ve kullanışlı değildi. Ayrıca üçü de
yeterince güvenilir değildi.

Windows 3.x

1990 yılının 22 Mayıs’ında büyük bir kampanya eşliğinde
piyasaya çıkartılan Windows 3.0, önceki versiyonların tersine çok başarılı
oldu. Bellek kullanımının gelişmiş olması gibi güçlü teknik özelliklerinin
yanısıra kullanıcı arabirimi de olağanüstü gelişmiş idi. Ikonlar ilk kez burada
yoğun bir şekilde kullanılmaya başladılar. Birçok kişinin Windows ile
özleştirdiği Program Manager arabirimi de bu versiyonda ortaya çıktı. En
önemlisi de, birden fazla programın aynı anda oldukça sorunsuz bir şekilde
çalışabilmesiydi. Kuşkusuz Microsoft bu versiyonda da bazı ödünler verdi.
Örneğin, 8088 işlemcili, düşük konfigürasyonlu bilgisayarların da Windows 3.0’ı
çalıştırabilmeleri göz önünde tutulmuştu. 8088’in çalışabileceği son Windows
versiyonu Windows 3.0 oldu. Windows 3.0 piyasada çok iyi karşılandı. Ama
kullanıcıların sayısının artmasıyla birlikte sorunlar da ortaya çıkmaya
başladı. Çıkan sorunların büyük kısmı düşük konfigürasyonlu makinalar
düşünülerek verilen ödünlerden kaynaklanıyordu. Örneğin, Windows 3.0 gerçek
modda (real mode) çalıştırılabiliyordu ama bu modda hiç de güvenilir değildi.
Işletim sistemi bu modda çalışırken kötü yazılmış bir program sistemi
çökertebilirdi. Korunmalı modda (protected mode) çalışan bir işletim sistemi
ise bu türlü programların sisteme zarar vermesini daha iyi engelleyebilirdi.
Bir başka sorun da ünlü geri dönülemez uygulama hatasıydı (unrecoverable
application error, UAE). Bu hataların çoğunda Windows’un bir kusuru yoktu;
programlar bir dosyayı açmaya çalışmadan önce böyle bir dosyanın var olup
olmadığını kontrol etmiyorlar ya da olmayan bir sistem kaynağına ulaşmak
istiyorlar ya da buna benzer bir hata yapıyorlar ve sistem çöküyordu. Bütün bu
sorunlara çare olarak Microsoft, Windows 3.1 versiyonunu çıkardı. Bu versiyonda
kullanıcıya yeni gelen çok az şey vardı. Ama asıl farklılık küçük ayrıntılarda
ve sistemin derinliklerindeydi. Bu versiyonda UAE’ler hemen hemen ortadan
kayboldular. Çünkü Microsoft artık sistemden bir şey istendiği zaman isteğin
geçerli olup olmadığını araştıran mekanizmalar eklemişti. Bir uygulama diskte
yer alan bir dosyayı istediği zaman ya da benzer bir iş yapmak istediği zaman
Windows ilk önce işin yapılabilirliğini kontrol ediyordu (örneğin, istenilen
dosyanın diskte yer alıp almadığını kontrol ediyordu). Bu özellik birçok
yazılımevinin ürettikleri yazılımları gözden geçirmesini sağladı. Yazılımevleri
sorun çıkarmaya aday kısımları inceleyip yazılımlarını neredeyse yeniden
yazdılar. Bütün bunlara karşın yine de sistem bütünlüğünü bozan uygulamalar
ortaya çıkıyordu. Bu durumda sonuç genel koruma hatasıydı (general protection
fault, GPF). Yani, UAE’ler ortadan kalktı ama şimdi de yerine GPF’ler geldi.
Bir sorun çıktığı zaman kullanıcı açısından değişen tek şey gelen mesajdı. Ama
Windows 3.1, GPF’lerden sonra kendini daha kolay toparlayabiliyordu. Windows
donup kalmadan önce en azından hatanın nedenini gösterebiliyordu. UAE’ler ise
genelde Windows’un tanımlayamadığı hatalardan çıkıyordu. Bu fark, üreticilerin
programlardaki hataları daha kolay görebilmelerini sağlıyordu. Bunların
yanısıra ortalama bir kullanıcı şimdi çok daha az hata, yani GPF, ile
karşılaşıyordu.

Microsoft Windows 3.1 ile birlikte daha da gelişmiş ve güvenilir hale
getirilmiş bir bellek düzeni sağladı. Windows 3.1 sanal bellek kullanabiliyordu;
yani, sabit diskin bir bölümü RAM bellek gibi kullanılabiliyordu. Microsoft bu
ek belleğin bir bölümünü daha gelişmiş, 16 bitlik aygıt sürücüleri sağlamak
için kullandı. 16 bitlik sürücüler korunmalı modda çalıştığı için Windows 3.1
8088’li bir makinada kullanılamıyordu.

Windows for Workgroups 3.11

Windows 95 öncesi en güvenilir, en sağlam Windows versiyonu
Windows for WorkGroups 3.11 oldu. Bu versiyon aslında öncekilere göre çok daha
iyi bir ağ desteği sağlamak için üretilmişti ama özellikleri yüzünden tek
başına çalışan PC’lere bile yüklenmeye başladı.

Bu versiyon ile birlikte, birkaç bilgisayarın bulunduğu ortamlarda, başkaca
bir ağ işletim yazılımı kullanmadan bir bilgisayar ağı oluşturmak mümkün
oluyordu. Ayrıca elektronik posta için Microsoft Mail ve iş düzenini sağlamak
için Scheduler programını da içeriyordu.

3.11’in daha güvenli olmasının nedeni ise önceki versiyonlarda bulunan
hataların (bug) çoğunun temizlenmesiydi. Ayrıca 32 bitlik disk erişimi gibi
yeni ve performansı arttıran özellikleri de vardı. Ama halen yeterince
güvenilir bir sistem değildi. Olması da mümkün değildi. Çünkü önceki Windows
versiyonları gibi o da disk erişimi ve benzeri işler için DOS’u kullanıyordu.
Korumalı modda çalışan, birden fazla programı aynı anda çalıştıran bir işletim
sistemi alt düzey işler için gerçel mod, tek-görevli bir sistemi kullanırsa
sorunların çıkması kaçınılmaz.

Windows NT

DOS ve OS/2’dan sonra Microsoft’un üçüncü tam-tekmil işletim
sistemi denemesi Windows NT oldu. Windows NT’yi Digital’dan transfer edilen bir
grup yazdı. Digital’ın WAX bilgisayarlarında kullanılan VMS işletim sistemini
de bu grup yazmıştı (Windows NT’nin kısaltması WNT’yi oluşturan harflere
bakarsanız herbirinin VMS kısaltmasındaki harflerden sonra geldiğini
görürsünüz). Windows NT, daha önceki Windows yazılımlarından farklı olarak
DOS’a gerek duymayan tam bir işletim sistemi idi.

DOS/Windows ikilisi varken NT’ye niçin gerek duyulduğu sorulabilir. Bu sorunun
yanıtını şöyle verebiliriz. DOS ortada durduğu sürece güvenilir, hızlı, çağa
uygun bir işletim sistemi oluşturmak hayaldi. Yaratılan herşey DOS’un
kısıtlamaları yüzünden yetersiz kalmaya mahkumdu. Microsoft bu yazılımlarla
büyük işyerlerine giremiyor, ciddi uygulamalar gerçekleştiremiyordu. Büyük
işyerleri kullanımı kolay, grafik arabirimli ama çok daha güvenilir ve güçlü
bir işletim sistemi istiyorlardı.

Windows NT güvenilir bir yapıdaydı. Buradaki çok görevlilik yapısının
preemptive olduğunu yukarda belirtmiştik. Ayrıca uygulamaların doğrudan
donanıma (disk, görüntü kartı, faks-modem kartı vb.) erişimi yasaklanmıştı.
Daha önceki uygulamalar performanslarını arttırmak için DOS’u atlayıp donanıma
doğrudan erişmek eğilimindeydirler. Bu da sistemin kararlılığını (stability)
azaltıyordu. NT’de ise uygulamalar donanıma doğrudan erişemiyordu. İsteklerini
çekirdek (kernel) modunda çalışan yönetici hizmetlere iletiyorlardı. Yönetici
hizmetler isteklerin uygun olup olmadığına bakıyor, uygunsa istekleri yerine
getirip sonuçlarını uygulamalara bildiriyordu.

NT aynı zamanda Microsoft’un ilk 32 bitlik işletim sistemi idi. PC dünyasında
32 bitlik ilk işlemci, 80386, 1985 yılında piyasaya çıkmıştı ama 1993 yılına
kadar bu işlemcinin kaynaklarını sonuna kadar kullanan bir işletim sistemi
üretilememişti. İşletim sisteminin 32 bitlik olması işlemlerin daha hızlı
yapılabilmesini ve daha büyük belleklere daha kolay erişimi sağlıyordu. NT
başlangıçtan itibaren çokişlemcili (multiprocessing) çalışabiliyordu. Yani,
bilgisayarda birden fazla işlemci bulunuyorsa işleri eşit bir şekilde bu
işlemcilere dağıtabiliyor ve sistem performansını arttırabiliyordu. Daha önceki
işletim sistemlerinin tersine NT, Intel işlemcilerine mahkum değildi. NT,
Digital’ın Alpha, Silicon Graphics’in MIPS ve IBM/Motorola/Apple üçlüsünün
PowerPC işlemcisi ile de çalışabiliyordu (yakın zamanlarda MIPS ve PowerPC
işlemcileri için NT geliştirilmesi işine son verildi). Bu işlemciler arasında
halen en iyi fiyat/performans oranı Intel işlemcileri ile elde ediliyor.
(Burada Intel derken aslında bir platformu, i386 platformunu, kastediyorum.
Intel firmasının işlemcileri dışında, AMD ve Cyrix işlemcileri de bu paltformda
yer alıyorlar. Hatta AMD işlemcileri çoğu zaman performans bakımından Intel
işlemcileri geçiyorlar.)

Microsoft, NT’yi ilk olarak sunucu bilgisayarlarda kullanılmak üzere tasarladı.
Bu yüzden de üzerinde çalışabileceği bilgisayarın oldukça yüksekti özelliklere
sahip olması gerekiyordu. Hızlı bir işlemci ve en az 16MB bellek istiyordu.
Yeni bilgisayar alanlar bu özellikleri küçümseyebilirler; çünkü aldıkları
bilgisayarlar şu anda en azından 633MHz’lik bir Celeron’a ve 64MB’lık bir
belleğe sahip. Ama NT’nin ilk çıktığı zamanlarda (çok değil, 1993 yılında) bu
özellikler küçük bir servet anlamına geliyordu.

Microsoft’un daha sonra geliştirdiği workstation versiyonu NT’nin daha düşük
konfigürasyonlu makinalarda da çalışmasını sağladı. Düşük konfigürasyon diyoruz
ama yine de bu versiyon için de en az 12 MB gerekiyordu. Bu versiyon daha az
kullanıcı, daha az sayıda bir arada çalıştırılabilecek işlemci vb. şeyler
demekti.

Paranın ikinci planda, güvenilirlik ve performansın ilk planda kaldığı büyük
işyerlerinde, devlet dairelerinde NT ilgi çekmeyi başardı. Ama bütün parlak
özelliklerine karşın NT bir türlü yayılamadı. Değerlendirmelerde hep yüksek
puanlar ve övgüler alıyordu. Ama Microsoft’un istediği yalnızca güzel
değerlendirmeler değildi. Microsoft, hiç bir zaman kısıtlı pazarlara yönelik
üretim yapan bir firma olmadı. Onun için başarı, ürününün 10-20 bin değil,
10-20 milyon adet satmasıydı. NT, hem donanım olarak zamanına göre üstün ve
pahalı bir donanım gerektirmesi, hem de bu işletim sistemi için yazılmış 32
bitlik programların piyasada bulunmaması yüzünden bir türlü yaygınlaşamıyordu.

Bu ortamda ne yapılabilirdi? Ya bu projenin batak olduğuna karar verip başka
şeyler denenecekti ya da bu ürünün yaygınlaşmasını kolaylaştıracak yeni
hamleler düşünülecekti. Microsoft daha önce de, daha sonra da, batak projelerin
içerisine girmiş ama vazgeçmesini bilmişti. NT’de durum değişikti: Microsoft,
NT’ye güveniyordu; vazgeçmek niyetinde değildi. Microsoft’a göre NT sıradan bir
ürün değildi. Firmanın bütün geleceğini bağladığı bir projeydi.

NT’den vazgeçilmeyecekse onun yaygınlaşmasını engelleyen unsurlar
temizlenmeliydi. Kullanıcıları hem donanım olarak hem de yazılım olarak NT’ye
uygun bir duruma getirmek gerekiyordu. Microsoft’un donanım tarafında çok şey
yapması gerekmedi. 1990’ların ortalarından başlayarak yarıiletken
teknolojisinde akıl almaz ilerlemeler gerçekleşti. Birim hacme daha çok devre
sığdırılırken fiyatlar sürekli düşmeye başladı. Birkaç örnek verilmesi
gerekirse: 1995 Temmuzunda, Intel’in Tükiye temsilcilerinde Pentium 75
işlemciyi 350 dolardan satılıyordu. Şu anda ise 2.66 GHz’lik bir Pentium IV
işlemci hemen hemen aynı fiyata satılıyor. O zamanlar bilgisayarlarımızın
maximum belleği 4MB iken şimdi yalnızca görüntü kartlarımızın minumum belleği
32MB. Yine o zamanlar bilgisayarlarımızda sabit disk 80MB iken, şimdi 80GB’lık
bir sabit diskler var. Yazılım tarafında ise yapılacak çok şey vardı. Yazılım
firmaları 10-20 bin satan NT için 32 bitlik program üretmeye yanaşmıyorlardı.
Haklıydılar. Öbür yanda yüzlerce milyona ulaşan bir Windows 3.1 piyasası vardı.
Onları ikna etmek için denklemin öbür tarafına, yani kullanıcı tarafına geçmek
ve önce onları 32 bitlik ortamlara taşımak gerekiyordu. Eğer kullanıcılar 32
bitlik bir işletim sistemine geçerlerse yazılım firmaları da 32 bitlik program
üretmeye başlayacaklardı. Buradan hareket eden Microsoft, tarihinin en masraflı
tanıtım kampanyası ile duyurduğu Windows 95’i üretti. 1995’in Ağustos ayında bu
işletim sistemi piyasaya çıkarken Türkiye’de Ali Kırca Taksim’den canlı yayın
ile bu ürünü tanıtıyordu. Gazeteler, dergiler, televizyonlar bu yeni ürünün
tanıtımıyla dolup taşıyordu. Böyle bir şey daha önce yaşanmadığı gibi daha
sonra da yaşanmadı.

Windows 95

Microsoft, Windows 3.11 ve DOS 6.22 ikilisi sonrasında, kullanıcıların
önünde bulunan bilgisayarlarda çalışacak yeni bir işletim sistemi çıkaracağını
açıkladı. Bu yeni sistemde DOS’a gerek kalmıyordu. Kullanıcılar başından sonuna
dek grafik ve dost bir ortamda çalışabileceklerdi.Bu yeni sistem 1995 içinde
çıkarıldığı için Windows 95 olarak adlandırıldı. 1995’in Ağustos ayında tarihin
gördüğü en büyük bilgisayar kampanyası eşliğinde piyasaya sürülen bu sistem çok
tutuldu. Daha ilk haftada milyonun üzerinde satış rakamlarına ulaştı.

Windows 95’de DOS ortadan kalktı ama geriye doğru uyumluluk yüzünden büyük
ödünler verildi. Örneğin, 32 bitlik olduğu söylenen Windows 95’de çok yoğun bir
şekilde 16 bitlik kodlar kullanılıyordu. Ama bu sayede de daha önceki
programlarla ve ürünlerle sorunsuz bir şekilde çalışma sağlanıyordu. Ayrıca
Windows 95’in Tak-çalıştır (Plug-and-play) özelliği sayesinde bilgisayara yeni
parçalar eklemek çok kolaylaşıyordu.

Windows 95’de bütün Windows DLL’leri ve destek kodları korumalı modda
çalışıyordu. DOS uygulamalarını çalıştırmak için bir sanal makina (virtual
machine) oluşturuyor ve bu makina üzerinde bir DOS kopyası çalıştırıyordu.
Tak-çalıştır özelliği olmayan makinalarda bir kısım BIOS fonksiyonları için
destek sağlıyor ve gerçel-mod sürücüler kullanan çok eski kartları bile
destekliyordu. Windows 95 gerçek mod sürücüleri dışında tamamen korumalı modda
çalışıyor ve Windows NT’nin 32 bitlik programlama arabiriminin bir alt kümesini
kullanıyordu.

Windows 95, daha önceki Windows versiyonlarından daha iyi, daha hızlı ve daha
güvenilir çalışmakla kalmıyor kullanıcıya yeni bir grafik arayüzü de
getiriyordu. Bu arayüz çok tutulunca uyumluluğu sağlamak için Windows NT 4.0’a
da yerleştirildi.

Yukarda saydığımız kısımlar dışında Windows 95 ile kullanıcıların elektronik
posta ve iletişim gereksinimlerini karşılayan MAPI ve TAPI desteği, az sayıda
bilgisayardan oluşan küçük bir bilgisayar ağını çok kolay kurabilme desteği de
sağlanıyordu.

Windows 95’de her türlü program çalışıyordu ama bu işletim sisteminden en
yüksek yararı sağlamak için 32 bitlik programlar kullanmak gerekiyordu. Windows
95’in yaygınlaşmasıyla birlikte yazılım firmaları hızla 32 bitlik program
üretmeye başladılar. Windows 95 için üretilen 32 bitlik programların hemen
hepsi NT üzerinde de çalışıyordu. Microsoft böylece yazılım piyasasını da
istediği gibi 32 bitlik bir yapıya kavuşturdu.

Windows NT 4.0

Windows NT’nin en son versiyonu olan NT 4.0, 1996 yılında
piyasaya çıktı. NT 4.0’daki en büyük yenilik 1995 yılında piyasaya çıkan
Windows 95’in arayüzünü kullanması idi. Bunun yanısıra bir DNS sunucu
hizmetinin işletim sisteminde yer alması ve grafik altsisteminin çekirdek
kipine taşınması gibi bazı ufak tefek değişiklikler vardı. Ama özellikle grafik
altsisteminin çekirdek kipine taşınmasıyla birlikte artan grafik performansı,
bilgisayar destekli tasarım programı (CAD) üreticilerini NT’ye çekti. NT halen
CAD için en çok tercih edilen platform niteliğini taşıyor.

Windows NT 4.0 geriye doğru uyumluluk konusunda Windows
95’in çok gerisindedir. Windows 95’in çalıştırdığı birçok DOS ve 16 bitlik
Windows uygulamalarını NT 4.0 çalıştırmaz. Çalıştırmaması da gerekir. Çünkü bu
çalışmayan programlar ya doğrudan donanıma müdahale eden ya da ciddi bir
şekilde sistem bütünlüğünü ve güvenilirliğini ihlal eden programlardır. Bu
türlü programları çalıştırmak istiyorsanız işletim sistemi olarak Windows 95’i
seçebilirsiniz. Ama en iyisi programlarınızı yenilemektir.

Windows NT 4.0 piyasada büyük bir başarı sağladı ve sağlamaya devam ediyor. Şu
anda hem Türkiye’de hem de dünyada en çok kullanılan ağ işletim sistemi Windows
NT 4.0. Ağ işletim sistemleri pazarında başa güreşen ve yakın zamana kadar
fiilen tekel olan Novell’in pazar payı gitgide küçülüyor. Bu güçlü rakibinden
kısa zamanda sıyrılan NT 4.0’ın şu anda en büyük rakibi Linux. Linux, amatör ve
kısıtlı bir proje olarak yola çıkmışken Microsoft’a bir seçenek bulmaya çalışan
firmalar ve kişiler tarafından keşfedildi. Bu kişiler ve firmalar şu anda en
küçük ortamlardan en büyük sunuculara kadar her ortamda Linux’u kullanma çabası
içindeler.

Windows NT 4.0’ın iki versiyonu var: NT Server ve ve NT Workstation.
Workstation versiyonu tek başına çalışacak bilgisayarlar için ya da az sayıda
bilgisayarın kendisine bağlanacağı bilgisayarlar için kullanılıyor. Server
versiyonu ise çok sayıda bilgisayardan oluşan ağlara hizmet vermek için
kullanılabilecek bir sistem. Workstation versiyonunun çalışabilmesi için en az
12MB bellek gerekirken server versiyonu için en az 16MB bellek gerekiyor. Ama
her iki versiyon için de aslında 32MB’dan aşağısı önerilmiyor.

Yukarda sırasıyla task-switching, cooperative multitasking, preemptive
multitasking ve multiprocessing terimlerini açıkladık. Windows 95 ve Windows NT
ile birlikte yeni bir terim daha karşımıza çıkıyor: Multithreading. Şimdi bu
kavramı açıklayalım.

Bir task (görev) çalışmakta olan bir programdır. Bir program, kullanıcı
tarafından çalıştırılan bir program olabileceği gibi sistem tarafından
çalıştırılan programlar da olabilir. Örneğin, Windows’u başlattığınızda çalışan
ortada hiçbir program yok gibi görünür. Oysa işletim sistemi, Explorer ya da
Program Manager gibi programları, ağa erişim sağlayan programları,
tanımlanmışsa yazıcı kuyruklarını çalıştırır durumdadır. Task yerine process
(süreç) terimi de kullanılır.

Windows 3.1’de her bir uygulama tek bir göreve karşılık geliyordu. Windows 95
ve Windows NT’de ise bir uygulamada birden fazla görev bulunabilir. Bir
uygulama içindeki işletilebilir en küçük kod parçasına,yani görev parçasına
thread denir. Uygulamalarda birden fazla thread’e izin veren işletim sistemine
de multithreaded denir. Windows 95 ve Windows NT multithreaded işletim
sistemleridir. Multhtreaded yapı, uygulamaların içindeki küçük görevlerin
(thread’lerin) birbirlerinden bağımsız çalışabilmelerini sağlar. Bu özellik en
çok çokişlemcili (multiprocessing) sistemlerde işe yarar. Çok işlemcili
sistemlerde işletim sistemi uygulamaları ya da uygulamaların içinde bulunan
thread’leri sistemdeki işlemcilere dağıtır. Bu da sistem performansını önemli
ölçüde arttırır. Ama tek işlemcili bir bilgisayarda bile multithreaded yapı
performans artışı sağlar. Örneğin, Windows 95 için yazılmış bir elektronik
tablolama programında thread’lerin birisi tablonun yeniden hesaplanması işi ile
uğraşırken diğeri basım işlemi yapabilir.

Windows 2000

Microsoft, Windows NT 4.0’ın bir üst sürümü için adlandırma
kuralını değiştirdi. Bu sürümün adı Windows 2000 oldu. Bu pek de parlak bir
düşünce değildi ve diğer Windows ürünleriyle karıştırılmasına neden oldu. Hatta
bu yüzden Windows 2000’in yeni sürümü için adlandırma kuralı tekrar değiştiriliyor.
Windows 2000 Server’in yeni sürümü Windows Server olarak adlandırılacak.

Peki, 17 ŞUBAT 2000 yılında piyasaya çıkan Windows 2000 ne gibi yenilikler
içeriyor? Baş yenilik dizin (directory) hizmetleri konusunda. “Directory”
terimi Microsoft tarafından uzun zaman sabit diskteki bölümleri göstermek için
kullanıldı. Ama uzun bir süre önce Microsoft disk bölümleri için folder
(klasör) terimini kullanmaya başladı. Dizin, şu anda, bir sistemdeki nesnelerin
bilgisi demek. Örneğin, telefon dizini kişilerin ad ve telefon numarası
bilgisini içerir. Bir işletim sisteminin dizini ise kullanıcıları,
bilgisayarları, yazıcıları, paylaşım alanlarını vb. nesneleri içerir.

NT’nin bir dizin hizmeti vardı. Örneğin, User Manager for Domains programı ile
dizin içindeki kullanıcılara, Server Manager programı ile de dizin içindeki
bilgisayarlara erişebiliyordunuz. Ama bu dizinin bazı sorunları vardı: Yönetimi
tutarlı bir arabirimle yapılmıyordu; her iş için ayrı ayrı programlar
kullanılıyordu. Dizin içindeki nesnelerin sayısı üzerine sınırlar bulunuyordu.
Örneğin, bir NT etki alanı içinde ortalama olarak birkaç bin kullanıcı
tanımlanabiliyordu. Dizin hizmetlerini üstelenen bilgisayarlar (PDC ve BDC’ler)
katı bir şekilde tanımlanıyordu: Normal sunuculardan PDC-BDC durumuna, PDC-BDC’lerden
normal sunucu durumuna geçiş mümkün değildi. Bu ve benzer kısıtlamalar Windows
2000’in dizin hizmeti Active Directory’de giderildi.

Active Directory dışında Windows 2000, Plug-and-play desteği, USB desteği,
enerji yönetimi desteği
gibi yeni teknolojilere destekler de içeriyor. En güzel özelliklerinden birisi
de NT’ye göre çok daha az yeniden başlatılması: NT’ye yeni bir
hizmet, kart, protokol yüklediğinizde sistemi yeniden başlatmanız gerekir.
Windows 2000’de toplam olarak altı-yedi yerde yeniden başlatmak gerekiyor.

kaynak :umut iltaş

 

Yazar: umt

Bu yazıyı paylaş

  • facebook-share
  • tweet-it
  • friendfeed
  • plus-it

yorumlar